
Usulünce Cevap Verme
Allah
’a Sığın
İzzet Molla’yı, Razaman’da bir iftara davet ederler. Davetlilerden birisi de hocadır. Sofraya billur tabak içinde elmasiye denilen bir yemek getirilir. Hoca büyük bir iÅŸtahla yemeÄŸe yumulur. Yemek, hocanın tabağın kenarına bastırmasıyla İzzet Molla’nın kucağına fırlar. Åžair, yemeÄŸe bakar ve:
- Hoca’nın elinden bana sığınacağına Allah
’a sığın, der.
Adama Göre Adam
İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış.
Kral, bunları görünce dayanamayıp:
- Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı? diye sorunca, İncili Çavuş:
- Osmanlılar, adama göre adam gönderirler, cevabını vermiş. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.
At Nalı Uğur Getirir mi?
Kadıköy Camiinde vaaz vermekte olan Osman Demirci Hoca’ya:
- Hocam, diye sormuşlar. At nalını evimizin kapısına asarsak uğur getirir mi?
- Demirci Hoca:
- Zannetmiyorum, diye cevap vermiş. O nallardan her atta dört tane var ama, bütün gün kamçı yiyip duruyorlar.
Aldığımız Fiyata
Keçecizâde’nin Rusya’da bulunduÄŸu sıralarda Rus Çarı, Keçecizâde Fuad PaÅŸa’ya takılır:
- PaÅŸa ÅŸu Girit’i satsanız!
- Hay hay, satalım ekselans
- Kaça satarsınız?
- Aldığımız fiyata
Girit’in yirmi seneyi aÅŸkın bir zamanda ve binlerce ÅŸehitle alındığını bilen Çar sararır.
Alışverişe Geldik
İbn-i Muhayrız isimli din alimi, elbise almak için bir mağazaya girdiğinde, içerdekilerden birisi onu tanıdı ve dükkan sahibine:
- Bu zât, İbn-i Muhayrız’dır, dedi.
İbn-i Muhayrız kendisine özel bir muamele yapılmaması için hemen dışarı çıkarken:
- Biz paramızla birşeyler almaya geldik, dedi. Dinimizle değil.
Atlıya Cevap
Efendimiz (s.a.v.) sahabelerine bir ikram sırasında hizmette bulunurken, uzaklardan gelen bir atlı yanlarına yaklaşarak,
- Bu kavmin efendisi kim? diye sordu O’nu arıyorum.
Efendimiz (s.a.v.) bu soruya, gurur olur endiÅŸesiyle “benim” diye cevap vermedi. Ve o anda sahabelerine hizmet etmekte olduÄŸundan, asırlar boyunca yankılanan ve aynı zamanda atlı adama cevap niteliÄŸi taşıyan ÅŸu sözlerle mukabele etti:
- Bir kavmin efendisi, ona hizmet edendir.
Bahtiyarlık
Hazreti Ali, yaşlı bir katır üzerinde giderken, devrin dalkavuklarından birisi önüne çıkar:
- Sen ki Allah
’ın Arslanısın… Böyle bir katıra binmek sana yakışır mı?
Hz. Ali şu cevabı verir:
- Hücüm edenden kaçmayacak kadar cesur, kaçana hücum etmeyecek kadar âlicenâb, bana sahib olmadığım meziyetlerle hitap edecek kadar dalkavuk ruhlu olmadıktan sonra, insana böyle bir katır yeter
Bilmek İçin Öğrenmek
Tarih biyografisi ve monografi sahalarında eriÅŸilmesi çok güç bilgisiyle, dünya çapında bir ÅŸahsiyet olan İbnülemin Mahmud Kemâl (İnal)’a sormuÅŸlar:
- “Sizdeki bilginin çok azına sahib olmalarına raÄŸmen sizden çok daha fazla tanınanlar var. Bunun sebebi nedir?”
Şöyle cevap vermiş:
- Ben bilmek için öğrendim, onlarsa bilinmek için!
Gönderenden Haberci…
Dahi kumandan Halid Bin Velid Hazretlerinden, Efendimizi (s.a.v.) anlatmasını istemişler.
- Bu hususta son derece acizim demiÅŸ.
Israr etmiÅŸler.
- Gönderilen, gönderenin şanına lâyık olur, buyurmuş. Onu gönderen Allah
(c.c.) olduğuna göre, gerisini anlayın artık.
Cennet Nasıl Kazanılır?
Hasan-ı Basrî Hazretleri, niyet üzerinde çok dururdu. Soruldu ki:
- Bu niyet nedir ki, hep “niyetinizi düzeltin, kalbinizi ıslah edin” diyorsunuz?
Şöyle cevap verdi:
- Ebedî ve sonsuz Cenneti şu birkaç günlük amelinizle mi kazanacağınızı sanıyorsunuz? Belki o sonsuz Cenneti, amelinize eklediğiniz iyi niyet ve ihlasınızla kazanabilirsiniz.
Niyetinizi düzeltmedikten sonra, amelinizi de makbûl kılamazsınız. Niyetinize dünyevî maksatlar katmayın, yalnız Allah
rızasını gâye edinin.
Ak Sakallı
Varna Savaşı’nda muharebe meydanında gezen II. Murad, düşman askerlerinin hep genç olduÄŸunu görür. Komutanlarından birine sorar. “Garip deÄŸil mi? Bu kadar ölünün içinde hiç ak sakallı görmedim. Hepsi genç, hepsi taze!” Komutan ÅŸu cevabı verir:
- Padişahım! İçlerinde bir ak sakallı olsaydı, başlarına bu felâket gelir miydi?
Cimri
MeÅŸhur Cimri PaÅŸa, atlarının arpa yemesi gerektiÄŸini söyleyen seyislerine kızar ve her seferinde “Lâ havle” çekermiÅŸ.
Bir gün atları dermansızlıktan yığılıp kalınca, hiddetle sormuş.
- Atlarıma ne oldu?
Seyis, cevabı yapıştırmış:
- Ne olacak efendim, “Lâ havle” yiye yiye “Ve lâ kuvvete” oldular.
Bu Yazi Bugun: 0 defa, Toplam: 19 defa okundu
BENZER YAZILAR:
